Kitap Inceleme: Aşkın Felsefesi ve Romantik Kadercilik

Aşk genellikle kader kavramıyla iç içedir. Aşka Dair Denemeler adlı eserinde Alain de Botton, insanların romantik karşılaşmalarını rastlantısal değil, kaderin bir oyunu olarak görme eğilimini inceler. Kitabın başkahramanı, Chloe ile uçakta tanıştığında bunun rastlantısal değil, kaderin bir cilvesi olduğuna inanır. De Botton, bu inancı parçalara ayırarak, mükemmel bir aşk hikayesi arayışının bizi rastgele olaylara daha derin anlamlar yüklemeye yönlendirdiğini gösterir.

Romantik kadercilik, tahmin edilemez bir dünyada bir tür teselli sunar. Ruh eşimizi bulma olasılığının istatistiksel imkansızlığı göz ardı edilir ve aşıklar arasındaki karşılaşmalar, daha şiirsel bir anlatının parçası olarak görülür. Ancak de Botton’a göre, bu aşkı mitolojikleştirme eğilimi genellikle gerçek dışı beklentilere yol açar. Başkahramanın Chloe’yi “kendi kaderi” olarak görme ısrarı, aşkın kaçınılmaz değişkenliğini ve kusurlarını görmesini engeller.

Photo by Asad Photo Maldives on Pexels.com

Aşkta İdealizasyonun Rolü

Çekicilik genellikle sevgililerin birbirlerini mükemmel olarak algıladığı bir idealizasyon aşamasını içerir. Aşka Dair Denemeler’deki başkahraman, Chloe’nin en küçük alışkanlıklarını ve özelliklerini bile büyüleyici bulur ve ona en derin arzularına uygun ideal bir imaj yükler.

De Botton, bu romantik yanılsamanın sevgililerin kendilerine duydukları şüphelerden geçici olarak kaçmalarına yardımcı olduğunu vurgular. Ancak, aynı zamanda idealizasyonun tehlikeli olduğunu da belirtir—çünkü bu, partnerlerimizi kusurlu bireyler olarak görmemizi engeller. Kitap ilerledikçe, başkahramanın Chloe’ye olan hayranlığı hayal kırıklığına dönüşerek, idealizasyonun ne kadar kırılgan bir yanılsama olduğunu gösterir.

Baştan Çıkarmanın ve Belirsizliğin Alt Metni

Aşkın ilk evreleri belirsizlik ve gerilimle doludur. De Botton, belirsizliğin arzuyu nasıl körüklediğini ve aşıkların her bakışı, her kelimeyi ve her duraksamayı nasıl analiz ettiğini ele alır. Başkahramanın Chloe’nin duygularını küçük ipuçlarıyla anlamaya çalışması, romantik ilişkilerde aşırı düşünmenin evrensel deneyimini yansıtır.

De Botton’a göre baştan çıkarma, hesaplanmış bir belirsizlik oyunudur. Chloe’nin zaman zaman ilgisiz görünmesi, bazen ince flörtler yapması, başkahramanı tetikte tutar ve çekimi canlı tutar. Kitap, bu belirsizliğin bir kusur olmadığını, tam tersine romantizmin temel bileşeni olduğunu öne sürer. Aşk, netlik ve gizemin tam arasında gelişir; arzuyu canlı tutan ise reddedilme ihtimalidir.

Aşk ve Özgünlük Çatışması

Aşka Dair Denemeler’in temel çatışmalarından biri, özgünlük ile sevilme arzusu arasındaki mücadeledir. Başkahraman, Chloe’nin tercihleriyle uyum sağlamak adına sık sık davranışlarını değiştirir ve kendini olduğundan farklı göstermeye çalışır. Bu da şu soruyu gündeme getirir: Aşkta ne ölçüde kendimizden ödün vermeliyiz?

De Botton, belli bir uyum sağlamanın doğal olduğunu ancak kendini tamamen kaybetmenin zararlı olabileceğini savunur. Kendin olmak ile başkası tarafından sevilme isteği arasındaki gerilim, ilişkilerde yaygın bir ikilemdir. Başkahramanın deneyimleri, etkilenme çabalarının nasıl kendine ihanetle sonuçlanabileceğini gösteren bir uyarı niteliğindedir.

Aşk, Zihin ve Beden

De Botton, aşkın entelektüel bir deneyim olarak mı yoksa fiziksel bir deneyim olarak mı yaşandığını da inceler. Başkahramanın analitik zihni, çoğu zaman romantik anları bozarak tutkunun komik ama iç burkan bir şekilde kesintiye uğramasına neden olur. Başkarakter, aşkı içgüdüsel olarak mı yaşamalı, yoksa her anını anlamlandırmaya mı çalışmalıdır?

Bu ikilik, aşkı deneyimlemenin ve kontrol etmenin zorluğunu vurgular. Kitap, gerçek yakınlığın, mantıksal analizi bırakıp aşkın ham ve filtresiz yönlerini kabullenmeyi gerektirdiğini öne sürer.

Aşkta Marksist Yaklaşım

Kitabın en derin içgörülerinden biri de karşılıklı aşkın yarattığı paradokstur. De Botton, Marksist teoriden yola çıkarak, insanların genellikle ulaşamayacakları şeyleri daha çok değerli bulduğunu savunur. Başkahraman, Chloe’nin aşkını kazandıktan sonra, onu sorgulamaya başlar.

Bu paradoks, insan doğasına dair daha geniş bir gerçeği ortaya koyar: Çoğu zaman ulaşamadığımız şeyleri romantize ederiz ve onları elde ettiğimizde hayal kırıklığı yaşarız. Başkahramanın değişen duyguları, aşkın sadece doğru kişiyi bulmakla ilgili olmadığını, aynı zamanda arzu ve sahip olma arasındaki dengeyi korumakla ilgili olduğunu gösterir.

Sonuç

Aşka Dair Denemeler, ilişkileri felsefi ve psikolojik açıdan derinlemesine ele alan bir eserdir. Başkarakterin yolculuğu aracılığıyla, De Botton aşkın karmaşıklıklarını—idealizasyonu, belirsizliği ve çelişkilerini—ustaca gözler önüne serer. Kitap, aşkın hem kusursuz hem de kusurlu olduğunu hatırlatarak, gerçek aşkın mükemmellikte değil, kusurların kabullenilmesinde yattığını gösterir.

Modern okuyucular için, Aşka Dair Denemeler, aşkı neden bu şekilde deneyimlediğimiz ve ilişkilerimizi daha bilinçli ve özgün bir şekilde nasıl sürdürebileceğimiz konusunda değerli bir perspektif sunar.

Leave a comment