Bağlanma Bozukluğu Değil, Bağlanma Kesintisi: Farklı Bir Bakış Açısı

“Bağlanma Bozukluğu” Terimini Yeniden Düşünmek

Çocuk psikolojisinde en yanıltıcı etiketlerden biri “bağlanma bozukluğu”dur. Genellikle bu teşhis, doğumdan itibaren doğal olarak gerçekleşmesi beklenen bağlanma sürecinde ciddi kesintiler yaşayan çocuklara konur. İnsan beyni, hormonal sistemi ve duyusal mekanizmaları biyolojik olarak bağlantı kurmaya hazırlanmıştır—cilt teması, oksitosin salgılanması ve güvenli bir bağlanma temelinin oluşması beklenir. Ancak, bu beklenti bozulduğunda, çocuğun gelişimi üzerinde derin izler bırakır.

En ağır bağlanma kesintisi yaşayan çocuklar, güven duymaya yönelik doğal beklentilerinin tamamen ihlal edildiği bir durumla karşılaşmışlardır. Öyle ki, bu ihlal onların temel psikolojik yapılarında derin bir iz bırakır. Duygusal bağ kurmaya hazır olduğunuz, ancak beklenmedik bir şekilde hayal kırıklığına uğradığınız bir anı düşünün. Bu tür bir duygu sarsıcı olabilir, ancak şimdi bu hissi binlerce kez büyütülmüş şekilde hayal edin. Erken dönem bağlanma travmaları yaşayan çocuklar için bu tür ihlaller tekil olaylar değildir; aksine, dünyaya bakışlarının temelini oluşturur.

Kırılan Güvenin Etkisi

Pek çoğumuz, yaşadığımız bir güven ihlali sonrası ilişkilere olan inancımızı geçici olarak kaybetmişizdir. Ancak yetişkinler, hayatları boyunca edindikleri olumlu deneyimler sayesinde zamanla güvenlerini yeniden inşa edebilirler. Bebekler ve küçük çocuklar için durum farklıdır; onların güveni henüz oluşmadan bozulur.

Bir bebek için anne, onun bildiği tek güven kaynağıdır. Ayrılık—evlat edinme, tıbbi müdahaleler, annenin hastalığı ya da aile içindeki travmatik olaylar nedeniyle yaşanabilir—ancak sebebi ne olursa olsun, bu ayrılık daha oluşmadan güvenin parçalanmasına neden olur. Böyle bir başlangıç yapan çocuklar, dünyayı güvenilir bir yer olarak görmekte zorlanabilirler.

Sevgi ve güven sunan bakımverenler, çoğu zaman çocukların bunu kabul etmekte neden bu kadar zorlandığını anlamakta güçlük çekerler. Primal Wound kitabının yazarı Nancy Verrier, evlatlık edindiği kızıyla ilgili deneyimini şöyle açıklar: “Ona sevgimizi vermek daha kolaydı, fakat onun sevgimizi kabul etmesi çok daha zordu.”

Erken bağlanma kesintisi yaşayan çocuklar, bilinçsizce sevmenin ve sevilmenin çok tehlikeli olduğu sonucuna varabilirler. Çünkü geçmiş deneyimleri, sevdikleri kişiler tarafından terk edilmenin ne kadar yıkıcı olabileceğini onlara öğretmiştir.

“Bağlanma Bozukluğu” Yerine “Bağlanma Kesintisi”

Bir çocuğa “bağlanma bozukluğu” teşhisi koymak yerine, yaşadığı deneyimi “bağlanma kesintisi” olarak adlandırmak daha doğru bir bakış açısıdır. Psikolog Daniel Siegel, bağlanmanın çocuğa özgü bir özellik olmadığını, dinamik ve karşılıklı bir süreç olduğunu vurgular. Eğer bir çocuk bağlanma sorunları yaşıyorsa, bu sadece onun bireysel eksikliğinden değil, bağlanma sürecindeki bir kesintiden kaynaklanmaktadır.

Bu noktada ilginç bir çelişki vardır: Çocuklarıyla güvenli bir bağ kuramayan ebeveynlere “bağlanma bozukluğu” teşhisi konmaz. Oysa bağlanma çift yönlü bir süreçtir. “Bozukluk” yerine “kesinti” terimini kullanarak, bu çocukların davranışlarının patolojik olmadığını, aksine erken dönem ilişkisel yaralara verdikleri uyumsal tepkiler olduğunu kabul etmiş oluruz.

Bağlanma sorunları yaşayan çocuklar genellikle sevgiye kapalı, insanlara güvenmekte zorlanan bireyler olarak görülür. Ancak bu tepkiler, onların hayatta kalmak için geliştirdiği savunma mekanizmalarıdır. Ne var ki, zamanla bu savunmalar onları daha büyük zorluklarla karşı karşıya bırakır.

Bağlanmayı Onarmak: Ebeveynlerin Rolü

Bağlanma üzerine uzmanlaşmış terapistler—Daniel Hughes, Bryan Post ve Heather Forbes gibi—bağlanma yaralarını iyileştirmenin en önemli adımının çocuk için güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratmak olduğunu vurgularlar. Bağlanma kurma sorumluluğu çocuğa değil, ebeveyne aittir. Çocuğun tek görevi sadece var olmaktır. Ebeveynin görevi ise ona güvenli bir temel sağlamaktır.

Ancak günümüzde ebeveynlerin ebeveynlik becerileri konusunda özgüvenlerini kaybettiklerini görüyoruz. Çocuklarının “yanlış düğmelere bastığını” düşünen ebeveynler, bağ kurma sürecinde kendilerini yetersiz hissedebilirler. Oysa bir çocuğun bağlanmayı başlatmasını beklemek yerine, ebeveynin bilinçli olarak bu süreci yönlendirmesi gerekir.

Güvenli bir bağlanma ilişkisi yaşayan çocuklar, ebeveynleriyle uyum içinde hareket etmeyi doğal olarak tercih ederler. Güçlü bir bağlanma, ebeveynlik sürecinde bir “direksiyon desteği” gibidir—disiplin ve yönlendirme daha kolay hale gelir.

Güvenli Bağlanma İçin Çaba Göstermek

Bağlanma sorunlarını çözmek mükemmelliğe ulaşmakla ilgili değildir, aksine sürekli bir çaba içinde olmayı gerektirir. Nörobilim araştırmaları, çaba göstermenin bile olumlu değişimler yarattığını kanıtlamaktadır. Gordon Neufeld’in şu sözleri bu gerçeği çok iyi özetler:

“Çocuğunuzun ihtiyaç duyduğu ebeveyn olmaya çalıştığınızda, bu süreç sizi de geliştirir ve sonunda o noktaya ulaşmanızı sağlar.”

Bağlanma sorunlarını “bozukluk” yerine “kesinti” olarak ele aldığımızda, bu çocukları daha fazla anlayabilir ve onlara karşı daha duyarlı olabiliriz. Amaç, çocukları “düzeltmek” değil, onların güveni ve bağlantıyı yeniden öğrenebilecekleri koşulları yaratmaktır.

Leave a comment