“Hareket, nihai ortak yoldur.” Düşüncelerin geçmişe ve geleceğe uzanabilmesi, sadece mevcut anı deneyimlememize izin vermemesi, düşünce temelli olmayan eylemlerde bulunmamız için bize büyük bir kapasite sağlar. Sinir sistemi, hareket yaratma yeteneğimizi basit yollarla gerçekleştirir. Refleks yolu, temelde merkezi model üreteçlerini içerir ve yürümek gibi otomatik hareketleri gerçekleştirir. Ancak kasıtlı hareketlerde, beynimiz yukarıdan aşağıya işleme dahil olur ve merkezi model üreteci kontrol etmek için çalışır. Bu şekilde, kasıtlı hareketlerin gerçekleşmesi sağlanır.
Bazı örnekler vermek gerekirse, çocuğunuzun oyuncağını başka bir çocukla paylaşması gerektiğinde, içgüdüsel olarak istemiyor olabilir. İsteklerini ve ihtiyaçlarını kontrol etmekte zorlanıyor olabilir. Bu, yukarıdan aşağıya işleyen ön beyin devrelerinin henüz tam olarak gelişmemiş olduğunu gösterir. Bir yetişkin olarak, bu tür bir durumu daha iyi yönetebilirsiniz çünkü sinir sisteminizdeki kasıtlı işlevler daha güçlü ve etkin hale gelmiştir.
Aynı şekilde, stresli bir durumda sakin kalmaya çalıştığınızda, içgüdüsel olarak tepki vermek isteyebilirsiniz. Ancak yukarıdan aşağıya işleyen ön beyin devreleri sayesinde bu dürtüyü kontrol altına alabilir ve daha olumlu bir tepki verme seçeneğini seçebilirsiniz. Bu, sinir sisteminizin esnekliği ve değişebilirliği sayesinde mümkün olur.
Bu örnekler, sinir sisteminin değişebilirliğini ve nasıl çalıştığını göstermektedir. Kasıtlı bir şekilde düşünmek, davranmak ve var olmak, beynin belirli bölgelerindeki devrelerin aktif hale gelmesini sağlar ve nöromodülatörlerin salınmasını tetikler. Bu şekilde, sinir sisteminizde değişiklikler meydana gelir ve daha esnek, kontrollü ve bilinçli bir şekilde hareket etme yeteneğine sahip olursunuz.
Sonuç olarak, sinir sisteminin kasıtlı işlevleri, düşünceleri ve davranışları yönlendirebilmemizi sağlar. Kasıtlı olarak bir şey yaparken, süre, yol ve sonuç gibi unsurları dikkate alırız ve beynimizin belirli bölgelerindeki devreleri etkinleştiririz. Bu şekilde, sinir sisteminizi değiştirmek ve daha esnek, kontrollü ve bilinçli bir şekilde hareket etmek mümkün olur.
İyi bir örnek, küçük çocuklarda yukarıdan aşağıya işleyen ön beyin devrelerinin henüz tam olarak gelişmemiş olduğunu gösterir. Bu durumda, çocuklar içgüdüsel davranışlara daha fazla eğilimli olurlar. Örneğin, bir çocuğun gördüğü şeker parçasını hemen almak istemesi gibi. Oysa yetişkinler, sabırlı olmayı ve bir şeyi istediklerinde beklemeyi öğrenmişlerdir.
Bazı durumlarda, ön loblarda hasar olan kişilerde bu tür bir kısıtlama görülmez. Bu kişiler düşüncesizce konuşabilir veya kontrolsüz davranabilirler. Bu, dürtüsellik, yukarıdan aşağıya kontrol eksikliği ve işleme eksikliği olarak adlandırılır. Bu durumu gözlemlemek için bazen beyinlerinde frontal lob hasarı olan insanlara veya küçük çocuklara bakabilirsiniz. Onlar için her şey bir uyarıcıdır ve davranışlarını ve konuşmalarını kontrol etmekte zorlanırlar.
Bir diğer etken ise alkol gibi içeceklerdir. Alkol içildiğinde inhibisyon kalkar, yani sinir hücrelerinin baskılayıcı etkisi ortadan kalkar. Bu nedenle, frontal loblarda hasar olan insanlar, yavru köpekler veya küçük çocuklar gibi, her şeyi potansiyel bir etkileşim olarak algılar ve davranışlarını ve konuşmalarını kısıtlamakta güçlük çekerler.
Çoğu motor sistemi refleksif bir şekilde çalışır. Ancak bir şeyler öğrenmek, bir şeyi yapmak veya yapmamak istemek gibi durumlarda yukarıdan aşağıya kısıtlamaya ihtiyaç duyarız. Bu durum, beyinimizin limbik sistem olarak adlandırılan daha ilkel ve refleksif tepkilerle ilgili alanıyla frontal korteksin sürekli bir çekişme içinde olduğunu gösterir. Eğer ön lobunuzda hasar yoksa veya çok fazla alkol almamışsanız, istediğiniz gibi davranabilir ve söyleyebilirsiniz.
Bu konuyu anlamak son derece önemlidir, çünkü nöroplastisiteyi anlamak, davranışlarımızı, düşüncelerimizi ve değişimimizi şekillendirmek için yukarıdan aşağıya işlemeyi gerektirdiğimizi anlamamızı gerektirir. Herhangi bir bağlamda nasıl performans göstereceğimizi ve nasıl değişebileceğimizi anlamak istiyorsak, yukarıdan aşağıya işlemeyi kavramamız önemlidir.
Gerçekten öfkeli olduğumuzda hissettiğimiz düşük seviyeli titreme, aslında kimyasal olarak indüklenen bir tepkidir. Ben buna “limbik sürtünme” adını veriyorum. Beynimizin daha ilkel refleksif tepkilerle ilgili olan limbik sistem adında bir bölgesi bulunur ve frontal korteks bu sistemle sürekli bir çekişme içindedir. Tabii ki, eğer ön lobunuzda bir hasar yoksa veya çok fazla alkol tüketmediyseniz, ne söylerseniz söyleyin ve yapın.
Bu gerçeği anlamak gerçekten önemlidir çünkü nöroplastisiteyi anlamak istediğinizde, davranışınızı, düşüncenizi ve nasıl değişeceğinizi, herhangi bir bağlamda nasıl performans gösterebileceğinizi anlamak istersiniz. Bunun için en önemli şey, yukarıdan aşağıya işlemeyi gerektirmesidir. Bu durum, heyecan duygusunu gerektirir. Aslında, ajitasyon ve gerginlik, nöroplastisitenin başlangıç noktasıdır diyebilirim.
Şimdi nöroplastisite kavramına bir göz atalım. Bu kavramı, genellikle modern kültürde konuşulduğu gibi değil, daha akılda kalıcı bir şekilde açıklayalım. Nöroplastisite, nöronların bağlantılarını değiştirebildiği bir süreçtir, böylece zorlu ve kasıtlı eylemlerden dönüşebilirler. Tipik olarak, pozitif veya adaptif plastisite olarak adlandırdığımız şeyi düşünürüz.
Beyin hasarı gibi durumlar çok fazla plastisiteye neden olabilir, ancak genellikle istediğimiz türden bir plastisite değildir. Dolayısıyla, esneklik dediğimde, uyumlu esnekliği kastederim. Özellikle, insanların istediği nöroplastisitenin çoğu, beynin doğumdan 25 yaşına kadar inanılmaz derecede esnek olduğu gerçeğine dayanır. Çocuklar her şeyi doğal olarak öğrenirler, çünkü pasif bir şekilde öğrenebilirler. Çok fazla çaba veya odaklanma gerektirmez. Odaklanma yeni şeyler öğrenme, yeni diller öğrenme veya yeni beceriler kazanma konusunda yardımcı olsa da, eğer bir yetişkinseniz ve duygularınızı, davranışlarınızı veya düşüncelerinizi gerçekten değiştirmek istiyorsanız, nöral devrelerinizi değiştirmek için kesinlikle iki önemli soruyu sormalısınız:
Hangi özel sinir sistemi yönünü değiştirmeye çalışıyorum? Duygularımı mı, algılarımı mı, düşüncelerimi mi veya başka hangi yönleri değiştirmek istiyorum?
Bunu nasıl başaracağım? Nöroplastisiteyi harekete geçirmek için bir program veya yöntem nasıl olmalı?
Bu ikinci sorunun cevabı, ne kadar uyanık veya ne kadar dinlenmiş olduğumuza bağlı olarak değişebilir. Bu konuyu daha fazla inceleyelim. Uyku ve dinlenme, nöroplastisitede önemli bir rol oynar.
Uyku ve noroplastisite
Nöroplastisitenin merkezinde yer alan şey, uyku ve dinlenme süreçleridir. Uyku, beynin ve sinir sisteminin yeniden yapılandığı ve güçlendiği bir dönemdir. Uykuda, beynin hafızayı konsolide ettiği, bağlantıları güçlendirdiği ve gereksiz bilgileri temizlediği bilinmektedir.
Dinlenme ise beynin stresi azalttığı, enerjiyi yeniden kazandırdığı ve nöroplastisite için uygun bir ortam sağladığı bir süreçtir. Stres altında olan bir beyin, nöroplastisiteyi teşvik etme yeteneğini kaybedebilir. Bu nedenle, stresten uzaklaşmak, dinlenmek ve gevşemek, beyindeki nöroplastisiteyi artırabilir.
Uyku ve dinlenme, nöroplastisiteyi tetikleyen kimyasal ve elektriksel süreçlerin optimize edilmesini sağlar. Beyin, bu süreçler aracılığıyla sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirir, yeni sinaptik bağlantılar oluşturur ve var olan bağlantıları güçlendirir. Bu da beynin daha esnek, adapte olabilir ve öğrenmeye daha yatkın hale gelmesini sağlar.
Yani, nöroplastisiteyi desteklemek ve beyindeki değişimi yönlendirmek istiyorsak, uyku ve dinlenmeye gereken önemi vermeliyiz. Kaliteli uyku almak, düzenli dinlenme araları vermek, stresten uzaklaşmak ve zihni rahatlatıcı aktiviteler yapmak nöroplastisiteyi artırabilir.
Sonuç olarak, nöroplastisite beynin kendini yeniden şekillendirebilme yeteneğidir ve uyku ile dinlenme bu sürecin önemli bileşenleridir. Uyku ve dinlenme, nöroplastisiteyi destekler ve beyindeki değişimi teşvik eder. Bu nedenle, nöroplastisiteyi optimize etmek isteyenler için uyku ve dinlenmeye gereken önemi vermek önemlidir. Sinir sisteminizi değiştirmekle ilgilenen herhangi birisi için, istediğiniz bir şeye ulaşmak veya bir şeyi kolayca deneyimlemek için sinir sisteminizdeki plastisiteyi kullanmak oldukça önemlidir. Yetişkinlerde sinir sistemi plastisitesi kapılıdır, yani nöromodülatörler tarafından kontrol edilir.
Dopamin, serotonin ve özellikle asetilkolin gibi nöromodülatörler, sinir sisteminizdeki plastisiteyi artıran etkilere sahiptir. Bu nöromodülatörler, beyindeki bilginin, duyguların, algıların ve düşüncelerin tam anlamıyla haritalanabilmesi için geçici bir süre boyunca açığa çıkar. Bu da daha sonra o deneyimi tekrarlamamızı kolaylaştırır.
Sinir yollarını yeniden yapılandırmak için önemli olan ajitasyon ve odaklanma gibi temel bileşenler vardır. Travmatik, korkunç veya zorlayıcı deneyimler, yetişkin bir birey olarak nöroplastisite elde etmeyi kolaylaştırır. Ancak burada önemli olan şey, nedeninin ne olduğunu anlamaktır.
Bu durumun karanlık bir tarafı ve olumlu bir tarafı vardır. Kötü bir durumda, beyinde iki set nöromodülatör salınır. Epinefrin, çoğu kötü durumla ilişkilendirilen ve bizi uyanık ve heyecanlı hissettiren bir nöromodülatördür. Asetilkolin ise daha yoğun ve odaklanmış bir algısal fokus yaratma eğilimindedir.
Bu nöromodülatörler, beyindeki sinirsel bağlantıları yeniden düzenleyerek travmatik deneyimleri kodlayabilir ve refleksif hale getirebilir. Ancak bu, beyinde olumsuz etkiler yaratır ve genellikle istenmeyen sonuçlara yol açar.
Bu yüzden, sinir sisteminizi istediğiniz şekilde değiştirmek için bu karanlık tarafı değil, olumlu tarafı hedeflemek önemlidir. Nöromodülatörlerin doğru kullanımıyla, sinir sisteminizi istenen bir yönde yeniden yapılandırabilir ve daha olumlu deneyimler elde edebilirsiniz.
Sonuç olarak, sinir sisteminizi değiştirmek ve nöroplastisiteyi kullanmak isteyenler için nöromodülatörlerin rolü büyüktür. Dopamin, serotonin ve asetilkolin gibi nöromodülatörler, sinir sisteminizde plastisiteyi artırabilir ve istediğiniz deneyimleri daha kolay hale getirebilir. Ancak, olumsuz etkilerden kaçınmak ve olumlu sonuçlar elde etmek için bu nöromodülatörlerin doğru kullanımını hedeflemek önemlidir.